OSMAN ÖZTUNÇ İLE SÖYLEŞİ / Yıldıray Çiçek

'Sohbet ve Söyleşileri' forumunda reis tarafından 27 Şubat 2017 tarihinde açılan konu

  1. - Sevgili Osman Öztunç, gazetemizin okuyucularına kısa da olsa öz yaşamınızdan söz eder misiniz?

    - Belki gazete okurlarınız şaşırabilir. Ama ben magazin dünyasının ve televole programlarının lanse ettiği sanatçıların hayat tarzı ile bağdaşmayan tam tersine çok da mutlu olduğum bir Müslüman Türk evladı gibi, bir Anadolu çocuğu gibi yani normal bir insan gibi bir hayat tarzını benimsedim.
    Evimde; çocuklarımla ve eşimle mutlu bir yaşantım var. Evimin dışında ise çağdaş manada tasavvufi bir dergahımız var. Siz deyin ki; 21. yüzyılın Mevlana kapısı, biz diyelim ki; Tövbe umutlarının son kapısı. Anlayacağınız, boş zamanlarda da şarkıcılık yapıyorum. Kısaca, son derece aktif bir hayatın içindeyim.

    - Ülkücü hareketin sembol sanatçılarından birisi olarak sanatçılık hayatınıza başlangıcını, neden sanat dünyasını seçtiğinizi ve sizi bu yolda teşvik eden kişi yahut kişileri anlatır mısınız?

    - Sanatçı olunmaz, doğulur. Kimi insan resimle, kimi insan şiirle, romanla, kimi insan heykelle, tiyatro ile, filmle insanlara iç dünyalarının bir yansıması olarak mesajlar verirler. Ben de sevdiğim bir sanatı icra ederken, aynı zamanda kendi iç dünyamın belki de grift bir bilmece gibi sırlarımın mesajlarını insanlara veriyorum. İnsanıma hizmet etmek istiyorum. Bu sebepten kabiliyetimin gereği olan bu sanatı seçtim. Beni bu yola teşvik eden tasavvuf büyüklerimdir. Bunlarda; gerek madde alemindekiler, gerekse mana alemindekilerdir.

    - Bugüne kadar oluşturduğunuz eserlerde hangi öncelikleri ortaya koydunuz? Temsil ettiğiniz bu sanat camiasında nasıl bir kalıcılık bırakmak istiyorsunuz? Ayrıca bugüne kadar hangi çalışmalara imza attınız? Onlardan kısaca bahseder misiniz...

    - Türk-İslam evladının öncelikleri ne ise tereddütsüz onları ortaya koydum. Bazen zalime karşı Allah'ın kılıcı, bazen de tertemiz insanımın ayağının turabı oldum. Gözlerinden damlayamayan yaşları oldum. Lal olmuş dillerin tercümanı oldum. Yer oldum, gök oldum. Temsil ettiğim bu sanat camiasında, bana inananların el kitabı olmak istiyorum. Bugüne kadar birçok çalışmaya imza attım. Bunlar içinde kaset isimlerinin teker teker söylemem zor, ama eserlerden "Ağlıyor babam, Mehmed'im, Yan çizdim, Üsküdar, Ötme Bülbül, Oğul, Türk'ün türküsü, Cinayet var, Sessiz Çığlık, Deprem ve son olarak Üzerine Alanın" gibi şarkı ve şiirlerim oldu. Bunun yanında benim için en önemli olan Üzerine Alanın kasetidir. Çünkü bu çalışmada dünyada ilk defa işlenmiş bir ekolü ortaya çıkardım. Semahlarla zikirlerin birleştirilmesi, Mehdi hazretlerinin ve Deccal'in savaşını konu ederek yepyeni bir çığır açmış oldum ki; burada sadece Türk insanına değil, bütün dünya insanlarına mesajlar vardır.

    - Yaptığınız çalışmaları tam manasıyla "özgün" olarak mı adlandırıyorsunuz? Yoksa farklı açılımları var mı? Bir de meydana getirdiğiniz eserlerin sizi sevenlerle, müzikseverlerle buluştuğunda neler hissediyorsunuz?


    - Yaptığım çalışmalar tamamen kendime özgüdür. Farklılıklar var ise bu yine bana ait olan farlılıklarıdır. Konserlerimde sahnedeki Osman'la, sahne dışı Osman arasında yüzde yüz bir fark var. Bunu daha sonra video kasetlerimde izlediğimde görüyorum ki; gördüğüm alen şu an içinde bulunduğum havasını teneffüs ettiğim düşündüğüm, yediğim, içtiğim alem değil. Benim izahım dahi kifayetsiz kalır.

    - Sayın Öztunç; Avrupa'nın birçok yerinde, Türkiye'nin dört bir yanında konser vermiş birisi olarak gittiğiniz yerlerde ki, sizi dinleyen insanlarda hangi duygularla karşılaştınız?

    - Ben her gittiğim ülkede Türk-İslam ülküsünün aynası oldum. Ben de herkes kendini gördü. Eğer bende bu ülkücü duruşu görmeselerdi. Yerin dibine çakarlardı. Diğer çakılanlar gibi.


    - "Mehmed"im isimli müzik parçasının hayatınızdaki dönüm noktası nedir? Biliyorsunuz bu parçanın dillerde adeta marş olan bir parça, her sanatçının kendi ismiyle özdeşleşen böyle eserleri vardır. Bu konuda duygularınız nelerdir?


    - Mehmed'im şarkısı dışarıya yönelik bir açılım oldu. Ülkücü camianın dışındaki insanlar beni tanımış oldu. Fakat ben gündemi kovalamıyorum. Mensubu olduğum davanın kıyamete kadar gündemde kalmasının mücadelesini veriyorum.

    - Her kesimin gönlünde taht kurmuş olduğunuz gibi, özellikle Türk gençliğinin size karşı çok büyük ilgisi var. Gençlik sizde neyi yakalıyor, ya da gençliğe hangi mesajları veriyorsunuz?

    -Gençliğimizin genetiğinde, mayasında Alplik ve Erenlik olduğu için ve benim şarkılarımdaki mesajlarda Türk-İslam tasavvufunun motifleri olduğu için ortaya pozitif bir enerji çıkıyor. Bu enerji ile demin de söylediğim gibi bir ayna oluyorum. Ve bu aynada benim insanım kendisini görüyor.İşte bana karşı olan bu aşırı ilgideki sır budur. Verdiğimiz mesajlarda, Türklük gurur ve şuuru, İslam ahlak ve fazileti, hatta dava adamlığının nasıl olduğu. Para, menfaat ve şöhretten çok daha üstün olan ulvi duygular ki; bunlar vatan sevgisi, Allah sevgisi, bayrak sevgisi, millet sevgisi, kısaca ülkücü duruştur.

    - Şimdi gündemde birçok kişi var ki, kendini "sanatçı" olarak tanımlıyor. "Sanatçılar toplumun öncüleridir" gerçeğini baz alacak olursak, bir sanatçının yaşam biçimiyle de örnek olması gerekmiyor mu? Türkiye'deki sanatçılık anlayışına bakışınız nedir?

    - Türkiye'de sanatçı geçinenlerin çoğu şarkıcı türkücü, dansçı gibi meslekleri icra eden zavallı vatandaşlarımızdır.Ama şiir yazmak bir sanatdır. Beste yapmak bir sanatdır. Yaptığı eserlerle hemhal olmak çok daha büyük bir sanatdır. Elbette ki sanatçılar toplumun yeri geldiğinde öncüleri olmuştur. Toplum onlarla yön bulmuştur. Yani bir toplum ne ise sanatçısı da odur ama bu kastettiğimiz her gün televizyonlarda seyredilen paçozlar değil, bir Mimar Sinan'lar, bir Mevlana'lar, Yunuslar, bir Mehmet Akif'ler, Necip Fazıl'lar, Yahya Kemal'ler gibi ismi unutulmayacak gerçek sanatçılardır. Ben şiirlerimdeki, şarkılarımdaki Osman Öztunç'um. Nasıl söylüyorsam öyle yaşıyorum. Nasıl yaşıyorsam da öyle öleceğim. Eğer ben insanıma iyi bir örnek olmazsam Allah (c.c.) bunun hesabını benden soracak, onu da iyi biliyorum.

    - Piyasaya yeni çıkan onuncu kasetiniz olan "Üzerini Alanın... Birader" isimli kasetinizde estetik katıcı bir tasavvuf işlediğinizi gördük, yine aynı kaset içinde "Efendiler" isimli bir şiir var, bu şiirde toplumdaki yozlaşmaya, ahlaki çöküntüye karşı açık yüreklilikle karşı çıkış var? Bu konuda yorumlarınızı alabilir miyiz?

    - "Üzerine Alanın" kasetinde işlediğim tasavvuf estetik katkı olsun diye yazılmadı. Çünkü tasavvuf öyle bir deryadır ki; yüzmeyi bilmeyenin bu deryaya girmemesi gerektiği gibi bu deryaya açılan gemiye bile binmesi doğru bulunmaz. Fakat zaman imanı kurtarma zamanı olduğu için biz de bu deryadan bir damla sunmuş bulunmaktayız. Aslında benim hazırlamış olduğum her albümde Buhara dergahlarının kokuları vardır. Bunu oryantalistler değil; hisseden, ancak dergah terbiyesi ve eğitimi görmüş gerçek ülkücülerdir.
    Zaten bildiğiniz gibi Yesevi dergahı değil midir bu günkü ocaklarımızın çıkış noktası. "Beyler gördük, efendiler tanıdık" şiirine gelince; şunu söylemek istiyorum. Ben önce ülkücüyüm, mesleğimde ozanlık ise susmamam lazımdı. Birinin çıkıp toplumdaki yozlaşmayı, ahlaki çöküntüyü cesaretle açık yüreklilikle dile getirmesi gerekliydi. Bunun için kahraman olmaya da gerek yoktu. Ben insanlığa karşı olan vazifemi yaptım. Yapmayanlar, dilsiz şeytanlar gibi susanlar utansın. Ben bu cihadı kalemimle yapıyorum. Bizim abilerimiz bu savaşı bir zamanlar silahla yapmıştı. Çünkü o zaman o gerekiyordu. Bugün de bu gerekiyor. Yani sizin anlayacağınız bu savaş hiç bitmeyecek.

    - Yıllar önce başladığınız sanatçılık yaşamında hedefiniz ne idi, şimdi o hedefin neresindesiniz? Bundan sonraki planlarınız nedir? Bu konularda da okuyucularımıza bilgi verir misiniz...


    - Yıllar öncesi hedefim ne ise, bugün de hedefim odur. Çünkü bizim hedefimiz İlay-ı Kelimetullah, Nizam-ı Alem ülküsüdür. Bu ne zaman gerçekleşirse, hedefime ulaşmış olurum.
    İnanıyorum ki; yolun sonuna geldik, çok yaklaştık. Plandan ziyade arzularım ise bu anlayışı bugünkü gençliğe sevdirerek onların da katkılarıyla bu süreci hızlandırmaktır.

    - Türkiye, Avrupa Birliği gündemi ile beraber çok sıcak atmosfer ve hareketli günler yaşıyor. 3 Kasım seçimleri sonrası oluşan manzaraya bakışınız nedir?

    - Avrupa Birliği meselesine gelince; ülkücü Osman Öztunç son nefesinde bile "Hedef Turan, rehber Kur'an" diyecektir. 3 Kasım ile ilgili milletin kararına bir saygısızlık yapmak istemiyorum.
    Bir Allah dostunun yanına çok uzaklardan üç beş tane insan gelir. Sohbetinden ve ilminden istifade etmek için otururlar yanına. Saatlerce beklerler. Allah dostu ağzını açıp hiç sohbet buyurmaz. Uzaklardan gelen o kimseler "Efendim sohbetinizden feyz almak için çok uzaklardan geldik ama siz hiç sohbet etmediniz. Bu işe ne dersiniz?" derler. Allah dostu ise "Benim suskunluğumdan bir şey anlamayan, sohbetimden hiçbir şey anlamaz" diyerek gelenleri yolcu eder.

    - Son olarak gazetemiz okuyucularına, sizi seven insanlara vereceğiniz mesaj var mı?

    - Mesajım şudur: Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır. Bu sebepten bir olalım, iri olalım, diri olalım. Türk milleti Allah'ın yeryüzündeki kırbacıdır. Cenab-ı Allah bu milletle diğer milletleri terbiye edecektir.
     
  2. Adam gibi Adam
     

Bu Sayfayı Paylaş